'Ordinaryüs" Lefter Küçükandonyadis

22 Aralık 1924'te, Büyükada'nın Hamam Sokağı 13 No'lu evinde dünyaya gelen Eleftherios (Özgür) Kucukandoniadis, babası balıkçılık yaptığı ve adanın en iyi balıkçısı Yani Bekar'la çalıştığı için, yokluktan genellikle istakos yiyerek büyüdü.
Henüz çok küçükken bile en büyük sevdası topla oynamaktı. Adada topları olmadığı için bezlerden, çoraplardan top yapar, yazları zengin çocuklar geldiğinde, "topları bu tarafa kaçsa da bir kere vursak" diye içlenirdi.
Haluk Hergün'ün kitabında da vurguladığı gibi, yıllar sonra onbinler statlara koşacak, "top Lefter'e gelse de bir vursa" diyecekti.

sağdan ikinci Lefter


1938'den 1941'e kadar Taksim Spor'un alt yapısında, 1941 ile 1943 arası ise A Takım'ında oynadı.
1943 ile 1947 arasında, Diyarbakır'da dört yıllık askerlik görevini yaptı. Üstün zekası, futboldaki yeteneği ve insanlığıyla Diyarbakırlılar'ın çok sevdiği biri olarak terhis oldu.
Askerden döndükten sonra, henüz profesyonellik yokken, 1947'de Fenerbahçe'ye transfer oldu.
Çubuklu'yu ilk kez 8 Haziran 1947'de Galatasaray'a karşı giydi. Bu özel maçı Galatasaray 1-0 kazanırken, maçtan çok konuşulan, yeni Fenerbahçeli Lefter'di.


Profesyonelliğin kabulüyle birlikte, 21 Eylül 1951'de, kulübü tarafından bonservis ücreti alınarak yurtdışına gönderilen ilk futbolcu olarak, İtalya'nın Fiorentina kulübüne transfer oldu.
1951-1952'de Fiorentina'nın oynadığı 38 maçın 30'unda yer aldı, 4 gol attı. Fiorentina'nın attığı 52 golün 21'inde golün pasını veren Lefter'di.
1952'de Fransa'nın Nice kulübü astronomik bir ücretle Lefter'i transfer etti. Bu transferden sadece Lefter'in aldığı para 2 buçuk milyon dolar'dı ve bu futbol hayatı boyunca kazandığı en büyük para olacaktı.
Sorunlu geçen Fransa serüveninde, son maçlarda yer alarak attığı gol ve yaptığı asistlerle takımının kümede kalmasını sağladı. Oynadığı 12 maçta 2 gol attı, 7 gol pası verdi.

Nice formasıyla (sol başta oturan Lefter)


Vatan, Büyükada ve Fenerbahçe özlemi onu tekrar yurda dönmeye yönlendirdi.
Bu büyük dönüş, 3 Temmuz 1953'te, transfer döneminin başladığı ilk gün gerçekleşti.
Çubuklu'yu en son 24 Mayıs 1964'te, ilk maçında olduğu gibi, Galatasaray'a karşı giydi. Bu maç 0-0 sona erdi ve Sarı-Kanaryalar Türkiye 1. Ligi'ni (Süper Lig) şampiyon olarak bitirdi.
3 Haziran 1964'te, ilk kez jübile yapılan futbolcu olarak tarihe bir kez daha geçerken, Beşiktaş'a karşı forma giydi ve Çubuklu'ya veda etti.
Çubuklu ile 6 sezon oynadığı Süper Lig'de, 150 maçta 74 gol, 74 de gol pası üretti.
Çubuklu ile resmi, özel toplam 615 maça çıktı, 423 gol attı, 200'den fazla gol pası verdi.
Sarı-Kanaryalar'da, 1 Milli Küme, 3 Süper Lig, 1 Başbakanlık Kupası, 4 İstanbul Ligi şampiyonluğu yaşadı.


46 kez giydiği A Milli Takım forması ile 21 gol attı, 8 asist yaptı.
Bir kez B, üç kez de 21 yaş altı milli takım forması giyerek, toplamda 50 kez milli olan ilk futbolcu olarak altın madalyayı haketti.
Milli takımın en çok gol atan futbolcusu olma rekoru, 33 yıl sonra kırılabildi.

Lefter'in ağzından Milli Takım:
Türk Milli Takımı formasını yıllarca şerefle ve iftiharla giydim. Başka bir milli forma giymek isteseydim, bunu zamanında yapardım.
Ay-Yıldızlı forma ile ölmek isterim.
Bana başka bir milli forma giydirecek adam dünyaya gelmemiştir.

Ayaktakiler (soldan): Reha Eken, Turgay Şeren, Kamil Ekin, İsmet Berberoğlu, Halit Deringör, Galip Haktanır, Mısırlı hakem Mohammed el Said. Oturanlar (soldan): Muzaffer Tokaç, Lefter Küçükandonyadis, Erol Keskin, İsfendiyar Açıksöz, Naci Özkaya.
6-1'lik İran maçı öncesi İnönü Stadı (28 Mayıs 1950)


Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusunun kim olduğu tartışılırken hep, 'Üstad' Zeki Rıza Sporel, 'Büyük' Fikret Arıcan ve 'Ordinaryüs' Lefter Küçükandonyadis'in isimleri söylendi.

Metin Oktay: Lefter 40 yaşına gelmesine rağmen, benim için hâlâ büyük bir kıymettir. Onunla bir takımda yan yana oynamam mümkün olsa, bir sezonda 50 gol atmam işten bile değil.

Can Bartu: Lefter futbol dünyasında kıskanılacak derecede ileri bir futbol zekâsına sahiptir. Tek başına bir takımdı. İyi oynadığı zaman hiçbir rakip onu durduramazdı. Topu istediği yere atardı. Frikikleri, penaltıları engellenemezdi. Rakiple dalga geçerdi. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu hiç tereddütsüz Lefter'dir. Ankara'da Demirspor maçında yaklaşık 40 metre mesafeden kazandığımız frikik atışını Lefter süper bir şutla 90'a taktı. Ancak hakem düdüğünü beklemeden vurduğu için bu süper golü iptal etti. Başkası olsa bu duruma kesinlikle tepki verip itiraz ederdi. Çünkü çok güzel bir gol olmuştu. Lefter biraz kızdı ama fazla uzatmadan topu yeniden az önceki noktaya dikti. Topa bir kez daha az önceki güzellikte vurdu ve top aynı noktadan adeta bir mızrak gibi yine 90'a takıldı. Böyle bir futbolcuydu Lefter"

Fevzi Zemzem: Son üç yılını karşılıklı oynadık. Bence Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi futbolcusu odur. Futbol için gerekli olan ne varsa Lefter'de birikmişti. Hava hakimiyeti de olsaydı dünyanın en büyük futbolcusu olurdu. Kendisine sorsan hep mütevazı davranırdı. Turgay Şeren'in jübilesinde aynı takımda oynadık. Ben santrfordum, o soliç. Ben sol çapraza koşu yaparken önüme topu gönderdi ve golü ben atmış bulundum. O golü attım diye İstanbul basını beni topa tuttu. Yahu futbol oynuyorsun, kalede baban olsa fırsatını bulduğunda dayanamaz atarsın. O golden sonra Lefter benim boynuma sarıldı. "Ben Fenerbahçe'de yıllarca oynadım, bazen ne toplar heba olurdu. Keşke birlikte oynayabilseydik" demişti. Biz Lefter'i hep överdik. Onunla konuşmaya can atardık. Her konuşmamızda kendisinden mütevazı bir şekilde bahsederdi. Övgülerimizi dinlerken sözümüzü keser, "Abartıyorsunuz" derdi.

'Taçsız Kral' ile 'Ordinaryüs'


3 Mayıs 2009'da, Yoğurtçu Parkı'nın karşısındaki Kuşdili Parkı'na heykeli dikildi.
13 Aralık 2012'de, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.
15 Ocak 2012'de, Büyükada Aya Nikola Rum Ortodoks Kabristanı'na defnedildi.